Meb Personeli, Kamudan Haberler-Mebajans.com

Bakan Avcı, “Siyaset 24 Programı”nın Konuğu Oldu

Bakan Avcı, Kanal 24’te “Siyaset 24 Programı”nın Konuğu Oldu

Bakan Avcı,  “Siyaset 24 Programı”nın Konuğu Oldu
2 okuma
09 Aralık 2014 - 11:47

Bakan Avcı, Kanal 24’te “Siyaset 24 Programı”nın Konuğu Oldu

Bakan Avcı ile 28 Ocak 2014 Salı Günü Gerçekleştirilen Programın Deşifresi:

 Yaşar Taşkın KOÇ– Ankara’dan iyi akşamlar efendim, Siyaset 24 programında SETA Siyaset Direktörü Hatem Ete’yle birlikte bugün Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’yı konuk ediyoruz.

 

Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Hoş bulduk, hayırlı akşamlar.

Yaşar Taşkın KOÇ– İlk soruyu dershanelerden başlayalım, çünkü herkesin merak ettiği…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Tam da kitabın ortasından…

Yaşar Taşkın KOÇ– Kitabın ortasından girmek gerekiyor.

Dershaneler taslak hazırlandı, Bakanlar Kurulu’nda dün açıklandığını, sunulduğunu söyledi Sayın Arınç ve bundan sonra da artık üzerinde son rötuşlar yapıldıktan sonra sanıyorum gündeme gelecek.

Detaylarını konuşacağız, ama ondan önce de şunu sormak istiyorum: Dershaneler konusu aslında bir çığ halinde başka bir şeye dönüştü ve Türkiye’nin üzerinden geçti, çok büyük bir tartışmaya, Başbakan da artık hemen hemen her gündeminde değindiği bir konuya değindi. Dershane konusu, ama başlangıcı buydu, fakat şimdi dershane konusu sanki unutulmuş ve geride kalmış gibi görünüyor. Siz dershane konusunu geçtiğimiz 2 aya baktığınız zaman nasıl görüyorsunuz?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Teşekkür ederim.

Hem sizin söylediğiniz gibi, hem de dün Hükümet Sözcüsü Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç’ın yaptığı açıklamalarda da vurguladığı gibi, dershane tartışmalarının aslında kendinden ibaret, kendisiyle başlayıp kendisiyle biten bir mesele olmadığı, meselenin çok daha farklı konulardan örülü bir yumağın belki ilk ucu olduğunu bu vesileyle bu yaşadığımız süreç içerisinde hep beraber görmüş olduk.

Biz baştan beri şunu ısrarla vurgulamıştık zaten: Bu dershane konusu dershanelerin özel okula dönüştürülmesi, Millî Eğitim sistemine entegre edilmesi meselesi yıllardan beri tartışılan, konuşulan, alternatif çözümler önerilen bir konuydu. Ama en azından AK Parti döneminde 10 yıldan beri bu konu gündemdeydi, AK Parti hükümetleri kurulmadan önce parti programlarında, bildirgelerinde, seçim programlarında…

Yaşar Taşkın KOÇ– Sadece AK Parti’nin de değil, hatta bütün siyasi partilerin hep dershaneler kaldırılsın diye programında var.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Tabi, bütün siyasi partilerin. Son seçimlerden önce, 2011 milletvekilli seçimlerinden önce sadece AK Parti değil, Cumhuriyet Halk Partisi’yle MHP’nin de bildiğim kadarıyla seçim bildirgelerinde veya beyannamelerinde bu konuya ilişkin bunların, dershanelerin mevut yapılarıyla devam etmesinin getirdiği sakıncalara işaretle bunların sisteme entegre edilmesi gerektiği konuşula geliyordu, söylenegeliyordu. Bununla ilgili kalkınma planlarında amir hükümler var. Biliyorsunuz kanunlar ve yapılacak çalışmalar kalkınma planlarına göre de uygun olmak zorundadırlar. Dolayısıyla, kalkınma planlarında var, Millî Eğitim strateji belgelerinde var, yıllardan beri bu konu tartışılageliyor, dolayısıyla öyle durduk yerde icat edilmiş ve hele hele bir bakan değişikliğiyle yeni gelen bakanın “tarihe bir de ben şöyle bir çizik atayım” hevesiyle gündeme getirdiği bir konu olmadığını artık hepimiz biliyoruz.

Biz Millî Eğitim Bakanlığı olarak bu konudaki çalışmaları ve bu konudaki eylem ve söylemleri hep bir eğitim sorunu olarak, mümkün olduğu kadar eğitimin kendi iç meselesi olarak tartışmaya, o terminoloji içerisinde görüşlerimizi, önerilerimizi ifade etmeye gayret ettik, bu konu etrafında üretilen farklı spekülasyonlara girmedik bugüne kadar. Böyle yapmakla da doğru yaptığımızı düşünüyorum, çünkü kamuoyunda aksi takdirde bu mesele bu kadar net anlaşılamayabilirdi. Ama daha sonra farklı farklı yerlerden bu konunun etrafında üretilen başka polemikler meselenin Bülent Bey’in de söylediği gibi, başka arkadaşlarımızın da, medya grubu arkadaşların da sık sık vurguladıkları gibi bir dershanesi meselesi olmadığı biraz daha anlaşılır hale gelmiş oldu.

Neyi öngörüyorduk biz? Başından beri söylemeye çalıştığımız, dershanelerin, evet, mevcut sınav sistemleriyle bir simbiyotik, yani birbirini besleyen bir ilişkisi olduğu doğru ve o yüzden biz başından beri bu konuda yapacağımız düzenlemelerin kendi kendisinden ibaret kalamayacağını, sınav düzenlerinde de, müfredat programlarında da, hatta öğretmen yetiştirme stratejilerimizde ve öğrenci yerleştirme sistemlerinde yapacağımız düzenlemelerle de bunu bütünleyen daha entegre bir projeden söz ettiğimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Nitekim, kamuoyunda en yaygın bilinen uygulamalardan bir tanesi bu SBS dediğimiz Seviye Belirleme Sınavı’nın kaldırılması ile bu meseleyle çok doğrudan ilgili bir konuydu. Niye doğrudan ilgili? Gerçi bu yaşta çocuğu olan aileler, veliler ve bu sınavlara giren çocuklarımız, bu sınavlara, bu yaşlara yaklaşan çocuklarımız biliyorlar, ama genel kamuoyu SBS dendiği zaman böyle şifreli bir şeyden söz ediyormuş gibi olabilir. O bakımdan ben müsaade ederseniz, hiç bilinmiyormuş gibi bazı şeyleri açıklamakta fayda görüyorum.

SBS, seviye belirleme sınavı. Hangi seviyeyi belirliyorsunuz? Ortaokuldan liseye geçecek olan çocuklarımızın. Niçin? Lisede hangi okullara yerleşeceklerinin hesaplanabilmesi için. Nasıl yapılıyordu? Senede bir kere yapılıyordu ve bir oturumda çocuklar önümüzdeki 4 yıl boyunca hangi lisede, hangi alanda eğitim göreceklerini bu sınavın sonucuna göre görüyorlardı. Ve dolayısıyla, özellikle ortaokul son sınıflardaki öğrenciler bu sınava, münhasıran bu sınava, özellikle bu sınava hazırlanabilmek için dershanelere gidiyorlar. Böyle bir sınav koyduğunuz zaman dershanelere ciddi bir talep oluşturmuş oluyorsunuz. Biz…

Yaşar Taşkın KOÇ– Telafisi de yok, mesele üniversite sınavına ertesi yıl da girebiliyorsunuz ya da bölüm değiştirebiliyorsunuz ama o hemen peşinden liseye başlayacağı için ilk ve son seçeneği.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet, bir oturumda yaptınız yaptınız. Bir de, bu çocuklarda veya velilerde de, aileler de çok ciddi bir gerilime yol açıyor idi ve o yüzden ciddi şikayetlerimiz vardı. Hatırlayın, bu konuda böyle artık slogan haline gelmiş, hemen her aile sohbetinde veya okul aile birliği toplantılarında işte çocuklarımız yarış atına döndüler, çocuklarımız test-tost kuşağı oldular, çocuklara bu kadar yüklenmek doğru mu filan gibi eleştiriler vardı ve haklıydı.

Dolayısıyla, biz de bu haklılığa yaslanarak bu sınavın, tek bir sınavın bu kadar belirleyici olmasının doğru olmadığı gerçeğinden hareket ederek…

Bir de şu oluyordu: Böyle bir sınav olduğu için çocuklar özellikle ortaokul son sınıfta artık okulu adeta mecburiyetten gidilen, olmasa daha iyi olacak bir kurum gibi görmeye başlıyorlardı, öğretmenlerimiz aynı şekilde çocukların sınıftaki dersleri yeteri kadar ciddiye almamalarından şikâyet ediyorlardı…

Yaşar Taşkın KOÇ– Bu konuda rapor alınıyordu…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Şimdi bunu değiştirdik. Ne yaptık? Okulda okutulan derslerin sene içinde yapılan yazılılarını esas alan bir düzenleme yaptık. Yani çocuklar her birimizin eğitim hayatımızda zaten girdiğimiz normal yazılılara yine giriyorlar, bu yazılıların notlarının güvenilir olması lazım, bir sıralamada veya bir yerleştirmede kullanılabilmeleri için bunların objektif, güvenilir notlar olması lazım. Bütün derslerin bütün yazılılarını merkezden gönderilen sorularla ve merkezde değerlendirilecek şekilde hemen organize etmemiz mümkün olmadığı için bu yıl 6 temel dersten bir yazılıyı, birer yazılıyı veya birinci dönemde birer yazılıyı, ikinci dönemde birer yazılı merkezi hale getirdik. Ama SBS gibi belli merkezlerde çocuklar bir günde değil, iki gün ve kendi sınıflarında her ders için ayrı bir oturumda normal yazılılarına girdiler.

Bu bize ne kazandırdı? Bir; bir defa çocuklar tek bir sınavın sonucuna mahkûm olmaktan kurtarılmış oldular, bununun geriliminden aileler kurtarılmış oldular.

Öğretmenler o yazılıya kadar okutulan konulardan o yazılı yapılacağı için müfredatlarını çok ciddi uyguladılar. Bütün Türkiye genelinde öğretmenlerimiz Kasım ayında yapılan bu merkezi denetimli yazılılara çocuklarını iyi hazırlayabilmek için müfredatı yetiştirmek için olağanüstü bir gayret gösterdiler. Ben buradan şimdi bir kere daha öğretmenlerimize bu konudaki gayretlerinden, dikkatlerinden ötürü çok teşekkür ediyorum.

Hatem ETE– Bu sınavın bu şekilde gerçekleşeceği söylendikten sonra birçok spekülasyon yapıldı hatırlarsanız, her okulda öğretmen yok, sınav güvenliği nasıl sağlanacak, soru güvenliği nasıl sağlanacak vesaire. Bir aşamayı atlattık, siz sonuçları açıklandınız, benim de oğlum 8’e gidiyor…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Öyle mi? Allah bağışlasın.

Hatem ETE– Amin, sağ olun.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Memnun musunuz?

Hatem ETE– Memnunuz, evet.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  İyi yaptık mı?

Hatem ETE– İyi oldu, evet. Yani hem ilk izleminizi almak istiyorum, sonuç nasıl çıktı, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de sonuçlar açıklanacak mı? Bu işle ilgilenen uzmanlar analiz etmek için vesaire, açıklanmasını bekliyorlar.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Şimdi bir defa, doğrusu aynı korku bizde de vardı birkaç nedenle.

Bir; daha önce SBS sınavı dediğim gibi belli merkezlerde, sınırlı sayıdaki yerde yapılıyordu, sınırlı sayı da her ilde belli merkezlerde yapılıyordu, dolayısıyla lojistiği, yani soruların gitmesi, muhafazası, cevapların alınması, muhafazası, merkeze ulaştırılması, sınav alanlarının kontrol altında bulundurulması daha kolaydı. Şimdi herkes sınıfında olunca tabi birden de binlerce yeni risk alanı oluşmuş gibi oldu sınav güvenliği bakımından. Çok şükür korktuklarımız başımıza gelmedi.

En başta havadar, bu anlamda, belki çiftçilerimiz biraz üzüldüler kar yağmadı, ama bizim açımızdan da hani ulaşım güçlüğü olmadı, en ücra yerlere kadar sorularımızı rahatlıkla ulaştırabildik.

Bir de, bu sınavın bir özelliği de şuydu: Öğretmenlerimiz kendi sınıflarında kendi öğrencilerinin başında durmadılar gözetmen olarak, her sınıfın başındaki gözetmen bir başka okuldan gelen öğretmenlerdi. Bu, öğretmenlerimize güvensizlikten değil, öğretmenlerimizin baskı altında kalmaması için öngördüğümüz bir düzenlemeydi, öğretmenlerimiz de bunu çok olumlu karşıladılar.

Ve dolayısıyla, biz binlerce sınıfta sınav güvenliğini de sağlamak zorundaydık, lojistiğini, soruların uluşması, cevapların alınması filan, bunlar sorunsuz yürüdü. Bu vesileyle emniyet güçlerimize, polisimize, jandarmamıza ve tabi okul yöneticilerimize, il millî eğitim müdürlerimize, ilçe millî eğitim müdürlerimize ve öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum.

Çok güzel bir sınav yaptılar maşallah, inşallah Nisan’da da aynı şekilde, ikinci dönem sınavları da aynı şekilde başarıyla sonuçlandırılır.

Çocuklarımızın memnun olduğunu, araştırmalarımız onu gösteriyor, velilerimizin memnun olduğunu, çocuklarımızın, öğretmenlerimizin memnun olduğunu.

Bizim açımızdan gerçekten bu müfredatın yetişmesi meselesi çok önemliydi. Çünkü SBS varken artık müfredat filan bir kenara bırakılıyor ve tamamen sene sonunda yapılacak olan test hazırlıkları öne geçiyordu ve bunlar da büyük ölçüde mümkünse imkânı olanlar dershanelerde yapıyorlardı. Şimdi sınıflarda çocuklarımız derslerine girdiler, hazırlandılar, öğretmenlerimiz bu sınavda hangi konulardan sorumlu olduklarının bilinciyle müfredatı, kendilerine verilmiş olan planı titizlikle uyguladılar. İnşallah önümüzdeki yıllarda bu diğer derslerde de, diğer sınıflarda da, sınav anlamında değil, uygulama anlamında müfredat konusunda gösterilen bu titizliğin diğer alanlara da sirayet edeceğini düşünüyoruz, onun emarelerini şimdiden görüyoruz, o bakımdan bu iyi oldu.

Ha, bunun dershaneyle ilgisi ne? Bu sayede çocuklar sınava dershanelerde değil, kendi sınıflarında kendi öğretmenleriyle, kendi arkadaşlarıyla hazırlanmaları gerektiğini fiilen görmüş oldular.

Şimdi, belki siz onu da soracaksınız, siz sormadan söyleyeyim, benzer bir süreci üniversiteye giriş için de…

Yaşar Taşkın KOÇ– Sınavsız üniversite diyelim.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Sınavsız biraz… Medya tabi biraz işi sloganlaştırarak anlatır, sınavsız değil, ama en azından böyle bir veya iki sınava endeksli hale getirmekten kurtarmak istiyoruz.

(Yeni sistemin) Bir özelliği de telafisinin de olmasıydı, yani bu sınava giremeyen çocuklarımız telafi sınavlarına girdiler.

Yaşar Taşkın KOÇ– Diğerinde giremiyordu.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Diğerinde giremiyordu. SBS ne yaptın yaptın, yapamadıysan…

Şimdi lisede de aynı şekilde okulu merkeze alan, öğretmenlerimizi merkeze alan, müfredatı merkeze alan bir düzenlemeden sonra üniversiteye girişi de lise hayatı boyunca alınan, lise öğreniminde alınan ve sadece dersleri değil, ders başarıları değil, aynı zamanda diğer sosyal, sanatsal, sportif, kültürel etkinliklerdeki başarılarını da bir şekilde dikkate alan bir düzenlemeyle çocuklarımızın üniversiteye yerleştirilmesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulumuz var biliyorsunuz Sayın Başbakan’ın Başkanlığında yılda 2 kere toplanan ve pek çok bakanın üyesi olduğu, pek çok kamu kuruluşu temsilcilerinin katıldığı Türkiye’nin bilim ve teknoloji politikalarının şekillendirildiği bir kurulumuz var. O kurulda 1,5 sene öne alınan bir karar gereğince zaten Millî Eğitim Bakanlığı’na üniversiteye giriş sisteminin elden geçirilmesi ve daha rasyonel hale getirilmesi görevi verilmişti. Şimdi onun üzerinde Millî Eğitim Bakanlığı olarak YÖK’le, ÖSYM’yle, TÜBİTAK’la bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz, ama bu bugünden yarına gerçekleştirilebilecek bir şey değil.

Hatem ETE– ABD’ye bir inceleme gezisi falan da yapıldı sanırım.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Şimdi o da biraz fazla magazine edildi.

Hatem ETE– ABD modeline mi geçiyoruz falan.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Hatta onu şu hale kadar getirdiler: Buradan biz bir heyet göndermişiz Amerika’ya, bir-iki gazete öyle verdi, aranan model Amerika’da bulundu. Yani biz şimdi Amerika’ya bir heyet gönderiyoruz, onlara diyoruz ki, Amerika’da bakın neler yapılıyor, oradan iyi bir model bulmaya çalışın, sonra gelin filan; böyle bir şey yok. Niye yok? Şimdi Türkiye senelerdir bu üniversiteye giriş sınavlarını yapıyor, aslında kendi içinde de iyi yapıyor, yani şu ana kadar yapılan SBS de aynı şekilde. Mahzurlarını saydık, ama sınav başarısı olarak, yani lojistiği itibarıyla böyle bir sınavı örgütlemek, ondan sonra tartışmaya yol açmayacak şekilde uygulamak, sonuçlarını almak, bunlar bir başarıdır. Yani küçümsenecek bir tecrübe değildir, Türkiye’nin de bu konuda ciddi bir birikimi, bir tecrübesi var, yıllarca bu konuyu tartışa tartışa oluşmuş bir kurumsal hafıza var gerek Millî Eğitim Bakanlığı’nda, gerek YÖK’te, gerek üniversitelerimizde. Üniversiteye giriş nasıl olmalı, liselerden çıkış nasıl olmalı, üniversite eğitimi nasıl olmalı, lise eğitimi nasıl olmalı, bunlar hep tartışılagelen, dolayısıyla bizim milli hafızamızda bunlar zaten var.

Bunları konuşurken tabi başka ülkelerde bu işler nasıl yapılıyor, Amerika’da nasıl yapılıyor, Finlandiya’da nasıl yapılıyor, Almanya’da nasıl, bunlar da konuşulur. Ama siz bu konularda en küçük bir örnek vermeye kalktığınız zaman, ya işte Fransa’da da bu iş şöyle yapılıyormuş dediğiniz anda Fransız modeli geliyor diye bir şey çıkıyor; böyle bir şey yok. Yani ne Amerikan modeli…

SBS için, SBS’yi kaldırma aşamasında bir Kazak modeli lafı çıktı biliyorsunuz, hiç bizim ağzımızdan öyle bir laf çıkmadı halde Kazak modeli geliyor. Sonra araştırdık biz onu nereden çıktı bu diye. Fi tarihinde buraya Kazakistan’dan millî eğitimden bakanı gelmiş, onunla konuşurken sizde bu işler nasıl oluyor, bizde bu işler nasıl oluyor, o zamanki bakan arkadaşın onunla böyle bir sohbeti olmuş. Bunu da bir bürokrat arkadaş bu konuları konuşulurken yenilerde, filan tarihte de böyle bir şey konuşulduydu filan diye sohbet babında söylemiş, ertesi gün gazetelerde millî eğitim Kazak modeli üzerinde çalışıyor diye haberler çıktı bir Türk modeli. Hani böyle şovenist bir duyguyla da bundan rahatsız oluyor değilim, ama kendi koşullarımız var, kendi birikimimiz var, bu konuda yetişmiş ciddi elemanlarımız var, uzmanlarımız var, kurumsal hafızamız var, dolayısıyla bunun hepsini bir araya getirip üniversiteye girişi de, lise eğitimini de regüle edecek, düzenleyecek, ona da bir çekidüzen verecek bir zemine oturtmaya çalışıyoruz. Ama dediğim gibi, bu bugünden yarına olacak bir şey değil, bu konularda çok aceleci olmamak gerektiğini her zaman yapmasak bile söylüyoruz, bazen biz de acele ediyoruz. Çünkü problemler bazen o kadar akut hale geliyor ki anlık çözümler üretmeniz gerekebiliyor. Eğitimde özellikle, hele Türkiye gibi ölçeklerin büyük olduğu ülkelerde eğitimle ilgili düzenlemelerde çok ihtiyatlı, temkinli, dikkatli yürümekte tabi fayda var, biz de ona uymaya çalışıyoruz.

Ben işte buraya gelmeden önce Portekiz Eğitim Bakanıyla birlikteydik, bugün o burada misafirimizdi, konuşurken hep bunlar sorulur karşılıklı zaten, sizde kaç öğrenci var, öğretmen var…

Yaşar Taşkın KOÇ– Portekiz modeli de çıkmasında bu konuşmadan.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Bunu söyleyince, evet, Portekiz modeli geliyor gibi bir şey çıkarılabilir.

2 milyon öğrencimiz var dedi…

Hatem ETE– Bizde sadece yükseköğretim sınavına girenler 2 milyon değil mi?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet.

Ama bir şey daha söyledi, o bana sordu, sizde dedi öğretmen tayinleri meselesinde bir problem var mı? Var dedim, yani bizim işte öğretmen ihtiyacımız şu, ama öğretmenlik için sıra bekleyen aday sayısı bu, hatta işte bu arkadaşlar kendi aralarında örgütlenip Atanamayan Öğretmenler başlığı altında bir baskı grubu… Dedi ki, Portekiz’de de var aynı isimle, Portekiz’de de meğer böyle örgütlenmiş bir öğretmen adayları grubu varmış. Şimdi tutup Portekiz’in nüfusuyla ve öğrenci veya bu şeyleriyle karşılaştırıldığı zaman doğrusu Portekiz’de olduğunu duyunca biraz şaşırdım. Şimdi nezaketen o kadar söyleyeyim.

Yaşar Taşkın KOÇ– Sayın Bakan, buradan istersiniz, bu kadar tartışmanın sonunda bir taslak nihayete erdi, biraz da aslında taslağın detaylarına bakalım. Çünkü, tartışmanın çok yoğun olduğu dönemde de uçuşuyordu birçok başlık, siz birçok açıklama yaptınız ama, temelde taslak bu dershanelerin dönüşme sürecini hangi takvime ve hangi şartlara bağlamayı düşünüyor?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Şimdi biz baştan beri bunun bir kapatma, hani böyle cebri bir kapatma süreci olmadığını, olmaması gerektiğini, bunun bir dönüşme niteliğini mevcut talebe ve Türkiye’nin koşularına uygun bir dönüştürme süreci olarak işlemesini öngördük, başından beri bunu savunduk. Dolayısıyla, yaptığımız çalışma mevcut dershanelerin ve bazı etüt eğitim merkezlerinin mümkünse özel okula, değilse Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu daha rasyonel toplumsal talebe uygun kurumlara dönüşmesini sağlamak, amacımız buydu.

Şimdi yaptığımız araştırmalar gösterdi ki, mevcut dershanelerin az bir bölümü, yaklaşık yüzde 20’si bugünkü özel okul kriterlerine uyum sağlayabilecek durumda. Çünkü özel okullar için bizim bugün mevzuatta öngördüğümüz bir sürü kriter var, yani kapının ölçüsünden pencerenin boyuna kadar, girişi müstakil mi, bahçesi var mı, laboratuvarı olabilir mi gibi pek çok kriter var. Mevcut dershanelerin fiziki altyapıları bu anlamda gözden geçirildi, Aralık ayında biz bunun envanter çalışmasını yaptık. Daha önceden de vardı böyle bir envanter çalışması, ama güncel koşullarda bu ne kadar hala geçerli, onu da görmemiz gerekiyordu, o nedenle böyle bir envanter çalışması yaptık ve dolayısıyla yaklaşık 5’te 1’nin, yüzde 20’sinin mevcut kriterlere uyum sağlayabileceğini gördük. Tabi objektif olarak bu kurumların, bu dershanelerin özel okula dönüşebilecek olmaları ayrı bir şey, işletmecilerinin bunu kabul ediyor olmaları ayrı bir şey. Bazıları da diyorlar ki, evet, ben mevcut altyapımla özel okula dönüşebilirim, ama istemiyorum, ben başka bir şey olmak istiyorum veya ben bugünkü gibi dershane olarak devam etmek istiyorum.

Şimdi daha önce açıkladığımız bir konu var, onu baştan söyleyeyim, dershanelerin bugünkü yapılarıyla 1 Eylül 2015’e kadar çalışabileceklerini, o tarihten sonra mutlak ya özel okula, ya bir başka eğitim kurumuna dönüşmüş olmaları gerektiğini zaten söylemiştik, bu tasarının bunu öngöreceğini söylemiştik, bu halen geçerliliğini sürdürüyor.

Yaşar Taşkın KOÇ– Taslakta da 1 Eylül 2015 son tarih.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Evet, 1 Eylül 2015 tarihinden itibaren başka bir şeye dönüşüyor olmaları gerekiyor, özel okula dönüşebilirler. Ama dediğim gibi, pek azı mevcut kriterlere uyabilerek özel okul olabilir, biz burada da bir geçiş dönemi için özel okul kriterlerimizi biraz esnetelim diye düşündük, onun tedbirlerini bu tasarıyla almayı öngördük. Bunların büyük bir kısmı, yani tasarıyla diyorum, ama bunlar kanun maddesi olarak burada böyle tek tek ayrıntılı yazılmaz, zaten kanun tekniği olarak da gerekli değildir ve uygun da değildir. Sadece buna ilişkin düzenlemeleri yönetmelikle yapmaya cevaz verecek maddeler olur orada, yani yasa der ki, bu konu şu doğrultuda veya şu ilkeler çerçevesinde yönetmelikle düzenlenecektir. Ve sonra işte o yönetmeliği kimin çıkaracağı, Bakanlar Kurulu mu, Bakanlık mı?..

Yaşar Taşkın KOÇ– Dolayısıyla, bu işin yönetmelik kısmı da hala tartışmaya açık mı devam ediyor? Uygulamayı soruyorum.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Uygulamada tabi yönetmelikte bunların büyük bir kısmı halledilecek. Öyle olması şu bakımdan da doğru: Benim başından beri YÖK kanunu teklifi, taslakları konuşulurken de sık sık vurguladığım bir şey vardı; bizim mevzuat düzenleme alışkanlıklarımızda çok da uygun olmayan bir şey var. O da, biz yasayla yapılabilecek şeyleri, aslında yasa konusu olması gereken şeyleri Anayasaya yazmışız, yönetmelikle yapılabilecek şeyleri yasalara yazmışız, teamüllerle karşılıklı gününün koşullarına uygun olarak yapılacak şifahi düzenlemelerle yapılacak konuları yönetmelik mevzuu yapmışız. Öyle olunca, Türkiye gibi genç, dinamik, hızlı değişen bir ülkede konuları bu kadar zapturapt altına, Anayasa konusu yaptığınız zaman değiştirmek için Mecliste şu kadar çoğunluk gerekir.

Yaşar Taşkın KOÇ– Dondurulmuş şekilde…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Evet. Yasa konusu yaptığınız zaman gene Meclisi meşgul etmeniz, Mecliste şu kadar bir çoğunlukla uğraşmanız gerekir. Yönetmelik konusu yaptığınız zaman günün ihtiyaçlarına göre siz gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz. Bazen yanlış yaparsınız, yani yasalarda da yanlış düzenlemeler yapmıyor muyuz? Niye Anayasa’yı değiştirmeye çalışıyoruz şu kadar zamandır? Demek ki yaptığımız anayasayı beğenmiyoruz, burada yanlış yaptığımızı düşünüyoruz. Yanlışı Anayasa’da yaptığınız zaman düzeltmek çok zor, ama yanlışı yönetmelikte yaptığınız zaman düzeltmeniz daha kolay, yani orada o revizyon… İlla yaptığınız anda yanlış olması gerekmeyebilir, yaptığınız zaman doğru yapmışsınızdır, o günün koşullarında o doğru çözümdür, ama zamanla koşullar değişmiştir, artık sizin o doğru çözümünüz bugünün koşullarında o kadar da doğru bir çözüm olmaz hale gelmiştir, yenisini yapmanız gerekir. Bunu Anayasa’da yaptığınız zaman zor, yasada yaptığınız zaman zor, ama yönetmelikte daha kolay. Dolayısıyla, çok mecbur kalmadıkça böyle çok köşeli kurallarla işi bağlamamak doğrudur, eğitim alanında bu özellikle böyledir.

Şimdi bunu ben söyleyince bize çok sık yöneltilen bir eleştiri var biliyorsunuz, Portekiz’de de öyleymiş, eğitim yaz-boz tahtasına döndü. Şimdi burada bir paradoks var, bunu söyleyenler için söylüyorum, bir yandan diyorlar ki, eğitimde şu şu şu yanlış. Peki kardeşim, biz de şunları şunları şunları değiştireceğiz. Bir dakika, eğitim yaz-boz tahtasına döndü; ya bu dediğiniz doğru, ya bu doğru. Eğer yanlışımız varsa, ki var, bir sürü yanlış işimiz var, sadece eğitimde değil, her alanda yanlışlıklar olur, onları düzeltmek de yaz-boz tahtası anlamına gelmez. Bugün düzeltirsiniz, yarın başka bir şey çıkar, o günün koşullarında yeniden bir düzenleme yapmanız gerekir. Özellikle son zamanlarda eğitim teknolojileri bilgisayar teknolojilerine bağlı, bilişim teknolojilerine bağlı, bu teknolojiler de en hızlı değişen teknolojiler. Dolayısıyla, siz bugün mevcut teknolojik imkanlarla bir düzen kurarsınız, yarın o teknoloji demode hale gelir, yeni teknolojiler çıkar, o zaman ona uygun yeniden işleri elden geçirmeniz gerekir, düzenlemeniz gerekir. Bu yaz-boz tahtası filan değil, bu hayatın gerçeği, tabi değişecek birçok şey. Bunu yaparken kırıp dökmeden, ilgili tarafları mümkün olduğu kadar çok dinleyerek, paydaşların düşüncelerine mümkün olduğu kadar kulak vererek yapmak tabi ki doğrusudur, onu da yapmaya çalışıyoruz.

Yaşar Taşkın KOÇ– O zaman biraz söylediğiniz işte temel argümanın ayaklarından bir tanesi, belli ölçüde özel okula dönüşebileceklerin dönüşmesine zaten imkan vermek. Bunun için de galiba teşvik ve benzeri esneklikler de olacaktı, biraz önce söylemiştiniz. Bunlar da daha sonra mı, yönetmeliklerle mi belirlenecek, yoksa tasarı netleştiği zaman bu görülür mü?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Tasarının içerisinde bunların neler olabileceği, yani hangi alanlarda teşvik uygulanacağını; şimdi ben onu hemen söyleyeyim size, yani baştan beri de söylediğimiz.

Mesela bizim elimizde Millî Eğitim Bakanlığı olarak veya Millî Eğitim’in olmasa bile başka kamu kuruluşlarının, Maliye’nin, Hazine’nin elinde diyelim arsalar var. Şimdi özel okul açmak için, bugün mevcut dershanelerin büyük bir kısmı diyelim apartman dairesi benzeri yerlerde faaliyet gösteriyorlar, buralar özel okul olmaz, özel okul kriterlerini ne kadar esnetirseniz esnetin olmaz. Çünkü öyle kurallar da var ki, altında diyelim içki satılan bir yer varsa, meyhane varsa veya çocuklar açısından çok da uygun olmayan bir faaliyet varsa orada, orada olmaz o. İçki meselesi, yani içki satılan yerlere en az 100 metre mesafede olması gerekir gibi kurallar var.

Dolayısıyla, mesela bunlar diyorsa ki, ben, evet, şimdi apartman dairesinde dershanecilik yapıyorum, ama bana gerekli imkanlar sağlanırsa ben özel okula dönüşmek istiyorum, hatta bunun için diyelim kendi öz kaynakları yetmiyorsa üç-dört dershane bir araya gelerek, kooperatifleşerek, şirketleşerek, yani birliktelik oluşturarak biz birlikte bir özel okul olmaya niyet ediyoruz…

Yaşar Taşkın KOÇ– O zaman bunlarla ilgili bir arazi tahsisinde…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Diyorsa bunlara arsa tahsisi. Şimdi burada arsa tahsis edilir. Nasıl edilir? İşte şu kadar yıllığına, Maliye Bakanlığı’nın görüşü, bunun ayrıntıları daha sonra yönetmelikte belirlenir.

Efendim, değişen özel okullaşmayı, özel okulların çoğalmasını teşvik etmek için öğrencilere destek verelim. Bunu nasıl yapalım? Bu yönetmelikle, çünkü gerek okul nitelikleri birbirinden farklı. Mesela bizim ilk düşündüğümüzde anaokulları teşvik kapsamında değildi, özel ilkokullar, özel ortaokullar, özel liseler için düşündüğümüz bir çalışmaydı bu. Ama Sayın Başbakan özellikle ana sınıflarının da, okul öncesi eğitimin de bir şekilde teşvik kapsamına alınması gerektiğini vurguladı, o çerçevede de bir çalışmamız var. Dolayısıyla, bunların hangisine hangi miktarda, ne kadar süreyle ne tür teşvikler verilebileceği, öğrenci başına destek anlamında söylüyorum, bunlar tabi yine…

Yaşar Taşkın KOÇ– Detayları belli olmamakla birlikte bu başlıklar var. Ama burada şöyle bir sorun var…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Bunlar var, vergi kolaylıkları var, vergi indirimleri, yani şu kadar sene diyelim…

Yaşar Taşkın KOÇ– Yani belli yıl bu süre boyunca.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Evet. Kredi kolaylığı öngörülüyor, yani bu tür okullar için düşük faizli veya faizsiz kredi imkânları öngörülüyor. Bunlar tabi yine yönetmelik ve Maliye Bakanlığı’yla Millî Eğitim Bakanlığı’nın belki her yıl için revize etmesi gereken değişkenler, ama ilkesel olarak bunlar var.

Yaşar Taşkın KOÇ– Ama en az yüzde 80’nin de ya fiziki koşulları uygun değil, yahut da kendisi zaten istemediği için olmayacağını söylüyorsunuz. O yüzde 80 ne yapacak?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Onlar için de, yani özel okul olamıyorum diyorsa, bir defa bir açık lise formülümüz var biliyorsunuz, yani klasik özel okul değil, ama geçiş sürecinde bir geçiş okulu olarak en az 4 yıl süreyle faaliyet gösterecek açık liseler.

Şimdi açık lise deyince milletin kafası biraz karışıyor, birbirine karıştırılabiliyor, ama biraz anlatayım müsaade ederseniz.

Şimdi bizim yıllardan beri, 92’den beri uygulanagelen bir açık lise uygulamamız zaten var.

Yaşar Taşkın KOÇ– Dışarıdan bitirme liseleri, sınavları sadece yılda bir.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Evet. Bu ilk açıldığı zaman 90’lı yıllarda, öğrenim çağını geçmiş, ama lise eğitimi alamamış, yani ilkokuldan sonra eğitimine devam etmemiş veya ortaokuldan sonra eğitimine devam etmemiş, ama daha sonra askere gitmiş-gelmiş, aklı başına gelmiş diyelim veya imkânları artık ona elverir hale gelmiş, ya ben liseyi okusaydım, bitirseydim diyen vatandaşlarımız için…

Yaşar Taşkın KOÇ– Memuriyete girdikten sonra falan da çok başvuran var.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Memuriyete girmiş, bir derece almak için lise diploması gerek filan, bunlar için geliştirilmiş bir açık lise uygulaması vardı zaten, 90’lı yıllardan beri bu var.

Ama nasıldı? Gidiyorsunuz, kaydınızı yaptırıyorsunuz, ondan sonra yüz yüze eğitim filan yok, sadece sınav zamanı, sınavlar önceden ilan ediliyordu, şu tarihte gelin imtihan edilin, gidiyorsunuz sınava giriyorsunuz, geçerseniz 4 senenin sonunda lise diploması alıyorsunuz; biraz gevşek bir eğitim türü.

Şimdi 4+4+4 uygulamasına geçildiği zaman ne dedik biz? 4+4+4 demek 12 yıl zorunlu eğitim demek, dolayısıyla lise eğitimi zorunlu hale geldi. Daha önce ortaokuldan sonra okumak isteyenler veya liseden terk edenler için bu müeyyide yoktu, ama şimdi 12 yıl zorunlu, her Türk vatandaşı için zorunlu. Bazı yörelerde özellikle kız çocukları veya mevsimlik işçi olarak çalışan ailelerin çocukları veya imkanı olmayan ailelerden çocuklarımız lise eğitimi konusunda, ya hiç gitmeyecek, yahut bir şekilde bizim onları yine kontrol altına almamız lazım, yine denetim ve eğitim sisteminin içinde tutmamız lazım. O zaman dedik ki, bu açık lise formülünü mutlaka her Türk çocuğu, her Türk vatandaşı 12 yıl zorunlu eğitim göreceğine göre, liseye başka türlü getiremeyeceklerimizi hiç olmazsa açık lisede eğitelim, böyle bir uygulamamız zaten vardı. Buna ek geçmiştekinden farkı olarak normal kitaplar da buranın öğrencilerine verilmeye başlandı.

Şimdi öngördüğümüz açık lise işte bunun üzerine inşa ediliyor, bunun içerisinde, bu altyapı üzerine. Ama bu sefer bir adım daha atıyoruz, yüz yüze eğitim modülü de olacak. Yani adı açık lise, belki adı farklı bir şey olur, yani o komisyon tartışmaları sırasında değişebilir, Mecliste şey yapılabilir, ama neticede özel okula dönüşmeyen bazı dershaneler özel okul kriterleri kadar sıkı olmayan açık liselere dönüşebilecekler. Açık liselere dönüşen dershaneler haftada en az 20 saat yüz yüze eğitim yapmak zorundalar.

Hatem ETE– Bunu devlet mi finanse edecek, yine özel girişim mi?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI–  Daha önce dershane için girişimde bulunan kişiler açık liseye geçecekler, yine bundan ücret alacaklar, yani buraya kaydolan öğrencilerden belli bir ücret talep edecekler. Yani bir tür yarı özel okul gibi, yani normal 400 saatlik değil, 20 saatlik müfredat uygulayan,  yüz yüze eğitim yapan, aynı zamanda uzaktan eğitim desteği de veren liseler oluşacak.

Bunu da istemiyorum diyorsa, ana sınıfı olabilir, ki ona da işte o yüzden Sayın Başbakan’ın böyle bir desteği de öngörelim demesinin sebebi de, buna dönüşmek isteyenlere de bir kapı açmış olalım, ana sınıfı olmak isteyenler için de. Farklı kurslara dönüşebilirler, dil kurslarına dönüşebilirler, meslek edindirme kurslarına dönüşebilirler.

Hatem ETE– Özel bir derse özgü etüt merkezleri olmaya devam edecek mi mesela?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Şimdi etüt merkezlerine gelelim, etüt merkezleri biz de birkaç türlü… Özellikle çalışan anne, babaların çocuklarını, küçük çocuklarını bıraktıkları etüt eğitim merkezleri var. Bunlar bir tür kreş ama aynı zamanda ders desteği de var, yani çocuklar orada aynı zamanda işte ödevlerini yapıyorlar, bir eğitmen tarafından dersleriyle de ilgileniliyor, bunlar devam edecek, bunlarda bir sorun yok ve bunlar ücretli yani çocuklarını oraya bırakan aileler oraya belli bir ücret ödüyorlar. Burada yapılan tek değişiklik bunun 12 yaş sınırıyla sınırlandırılmış olması.

Hatem ETE– Alt olmadan.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet, 12 yaşın altında olması gerekiyor, niye? Çünkü ondan sonrası dershanecilik başlıyor, dershaneciliğe çevirmesinler bu adı altında dershanecilik.

Yaşar Taşkın KOÇ– Suiistimal edilmesin diye.

Hatem ETE– İlköğretim ortaokulla sınırlı olacak, liseye geçince olacak.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet, ilkokul ve ortaokul 1-2-3 buralarda yine çocuklarını bırakacak aileler isterlerse yani bırakmakta şart değil, yani çalışmayan anne babalarda gönderiyorlar çocuklarını ders takviyesi olsun filan diye ödevlerini yaparken dolayısıyla onlar devam edecek. Bir de özellikle Doğu’da, Güneydoğu Anadolu’da bizim Kalkınma Bakanlığı’nın finansmanıyla açılmış olan SODES; Sosyal Destek Projesi var biliyorsunuz çok kapsamlı bir proje. İş kuranlara yardımcı oluyor, ev hanımlarının meslek edindirme kurslarına yardımcı oluyor bir de bu tür etüt eğitim merkezi adı altında faaliyet gösteren kurumlar var. SODES tarafından da desteklenen özel etüt eğitim merkezleri var ücretsiz, bunlar ücretsiz bunlarda faaliyetlerine devam edecek dershanecilik yapmamak koşuluyla. Buralarda farklı beceriler edinmek, kurslar yapmak falan bunlar tamam, ama bir üst eğitim kurumuna hazırlanacak sınava hazırlayıcıyı dershanecilik faaliyeti yapmamak kaydıyla bunlarda faaliyetlerine devam edecek. Bu tartışmalar sırasında çok sık gündeme getirilen efendim okuma salonları da kapatılacak falan şimdi bizim 5580 sayılı kanun Özel Öğretim Kurumları Kanunu. Bir türlü dershaneler, kurslar, özel okullar hepsi etüt eğitim merkezleri filan bunların hepsi 5580 Sayılı Kanun kapsamında yapılan faaliyetler. Bunların içerisinde zaten okuma salonu diye bir şey yok. Bunları belediyeler yapıyor, sivil toplum kuruluşları yapıyor buralarda sosyal faaliyetler yapılıyor, değişik beceri kursları işte yine etüt benzeri şeyler var.

Yaşar Taşkın KOÇ– Bu zaten kapsam dışında, tartışmanın dışında bunlar.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Bunlar tartışmanın dışında, bunlar hiç ne kanun da var, ne eskiden vardı, ne şimdi de var. Bunlar faaliyetlerine devam edecekler örtülü dershanecilik yapmamak koşuluyla. Onun dışında bir de tabi kurslar var, çeşitli kurslar. Şimdi bana hala bu kadar müteaddit televizyon programlarında açıklamamıza rağmen, gazetelerde bu konular yazılmasına rağmen yani mesela KPSS’ye hazırlık kursu yasaklanacak mı, efendim İngilizce kursları da mı yasaklanacak filan gibi şeyler soruluyor. Hayır, bunlar eskiden olduğu gibi faaliyetlerine devam edecekler.

Hatem ETE– Üniversiteye hazırlıkla sınırlı gözüküyor.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Efendim?

Hatem ETE– Bahsettiğiniz bu yeni düzenleme daha çok üniversiteye hazırlık…

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet, sadece üniversiteye hazırlık ve liseye hazırlık. Yani bir üst orası da öyle bir üst eğitim kurumunu hazırlık niteliğinde programlar uygulamamız bu onun dışında dil kursları açılabilir, beceri kursları. Bakın ben en son, şimdi birçok sektörü de harekete geçirdi bu tartışmalar mesela, bilişim sektöründen arkadaşlarla görüştüğümüzde diyorlar ki, bizim Türkiye’de nitelikli olmak koşuluyla 300 bine yakın yazılım elemanına ihtiyacımız var, nitelikli. Hindistan’ın bu konudaki şeylerinden söz ediyorlar yani Hindistan.

Yaşar Taşkın KOÇ– Çok büyük potansiyel bütün dünyanın neredeyse …

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Ama onlar diyorlar ki bizim bilişim sektöründeki sivil toplum kuruluşunun temsilcileri yani Hindistan bu coğrafyayla bunu başarabildiğine göre Avrupa’nın hemen dibindeki Türkiye’nin bu coğrafi yani bu kadar merkezi konumda olan bir ülkede bu işin çok daha iyi başarılabilmesi lazım. Dolayısıyla mesela dershaneden dönüşecek kurumsal alternatiflerden bir tanesi de bu tür meslek ve beceri edindirme, yabancı dil kursları aynı şekilde bu tür kurslarının önünün çok açılacağını düşünüyoruz.

Hatem ETE– Bu tartışmalar yapılırken işte Kasım ayında falan sıklıkla dershaneciler yanlış hatırlamıyorsam bir iki nokta da sürekli soru soruyorlardı size bir, dershane çalışanları, öğretmenler devlet tarafından istihdam edilecek mi? İki, bu çalışanların mevcut dershane işverenleri üzerinde yüklediği bir yük var işte kıdem tazminatı, SSK’lar, kira bedelleri vesaire. Bu taslakta onları da öngören bir şey var mı?

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Şimdi tarih zaten onları öngörerek belirlenmiş bir tarih yani 1 Eylül 2015 tarihi diyelim bu tür kira sözleşmeleri, öğretmenlerle yapılan sözleşmeler, çalışanlarla yapılan sözleşmelerin bir şekilde sorunsuz bir şekilde nihayetlendirilebileceği bir zamana ihtiyacı olduklarını.

Yaşar Taşkın KOÇ– O zaman … uzatıldı aslında.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Evet uzatıldı. Yoksa bizim ilk açıklamalarımız hatırlarsanız 1 Ocak 2014’ten itibaren dershaneler yeni kayıt yapmayacaklar ve dolayısıyla Haziran 2014 tarihi itibariyle de faaliyetlerini sonlandırmış olacaklar başka bir kuruma dönüşmek üzere demiştim. Ama sonra sektörle yaptığımız görüşmelerde özellikle vurguladıkları şeylerden bir tanesi buydu “bize süre lazım, biz kira sözleşmeleri yapmışız, biz öğretmenlerimizle, çalışanlarımızla sözleşmelerimiz var, dolayısıyla bunları yani biz bu kadar kısa zamanda bunları tasfiye etmemiz mümkün değildir bize süre tanıyın” dendi ve bu süre kendilerine fazlasıyla tanınmış oldu. Onlar aslında daha kısa vadeli bir uzatma bekliyorlardı, ama Bakanlar Kurulu’muzda bu konunun ilk sunumunun yapıldığı Bakanlar Kurulu’muzda bu sürenin 1 Ocak 2015 pardon yanlış söyledim 1 Eylül 2015 olması gerektiği kararı verildi ve sektör ciddi manada bu anlamda rahatlamış oldu. Şimdi buralarda çalışan eğitmen, eğitici öğretmenlerle ilgili evet bu tasarıyla birtakım şeyler öngörüyoruz, tedbirleri öngörüyoruz, bunları Millî Eğitim sistemine entegre edilebilmeleri için. Aslında hazırlanan tasarının içerisinde sadece dershane iki madde iki veya üç madde. Onun dışında bizim kendi teşkilat yapımızla ilgili Millî Eğitim Bakanlığı teşkilat yapısıyla ilgili yeni genel müdürlükler mesela sınava işlerini organize etmek üzere Ölçme Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Daha önce bu bir alt grup başkanlığı düzeyinde örgütlenen, bu yüzdende imkânları da ona göre olan bir yapıyı şimdi genel müdürlük düzeyine çıkartıp daha teşkilatlı, alt yapısını hem fiziki alt yapısı, hem beşeri yani çalışan alt yapısı güçlendirilmiş bir genel müdürlük oluşturmak istiyoruz bu tasarı kabul görürse. Dolayısıyla, pek çok başka düzenlemelerimiz de var. Mesela öğretmenlerle ilgili daha doğrusu göreve yeni başlayan öğretmenlerle ilgili. Bu stajyerlik süresinin düzenlenmesi, bir yılın sonunda bir değerlendirmeye tabi tutulması stajyer öğretmenlerin. Şimdi yine var ama o biraz kağıt üzerinde ve daha çok okul idaresinin şimdi daha derli, toplu bir değerlendirme bir yıllık staj bittikten sonra bir değerlendirme yapılması. O değerlendirme de başarılı olamayanlar için belki bir başka yerde bir yıl daha bir deneme süresi filan ön görülüyor bu tür şeyler var. Dolayısıyla, aday öğretmenler için yeni bir statü öngörüyoruz. Benzer bu dershanelerden Millî Eğitim Bakanlığı’na geçmek isteyecek öğretmen arkadaşlarımız da bu statü içerisinde ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyaç duyduğu alanlara ve bölgelere yönlendirilecek şekilde planlanacak. Ama bunlarda hep dediğim gibi yönetmelik üzerinden netleşecek olan konular.

Yaşar Taşkın KOÇ– Sayın Bakanım, 45 dakika da dershane meselesini bitiririm zannetmiştim, ama bitiremedik.

Millî Eğitim Bakanı Nabi AVCI– Biz 15 senedir bitiremedik.

Yaşar Taşkın KOÇ– Evet, öyle görünüyor. Kısa bir ara vermemiz gerekiyor aradan sonra kalan vakitte de tekrar Millî Eğitim Bakanlığı Nabi Avcı hem dershane meselesini hem de aklımızdaki ve sizden Twitter’dan çok sayıda bombardıman şeklinde gelen birkaç soru var onları da soracağız.

 

MEB

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

muhasebe programları sınıf öğretmeni adıyaman haber