Meb Personeli, Kamudan Haberler-Mebajans.com

Yolum ‘yeşil şehre’ düşmüşken…

Yolum ‘yeşil şehre’ düşmüşken…
0 okuma
05 Ağustos 2015 - 13:42

Betül MEMİŞ/HABERTURK.COM memisbetul@gmail.com Noble Dame… 1970 yılında, New York Rock and Roll Ensemble tarafından kaydedilmiş, Yunan besteci Manos Hadjidakis’in şarkılarından oluşan “Reflections” albümünde yer alan şarkıdır kendileri… Bir vakitler dinlemişseniz us ’a hatırlatma olur niyetine, fakat ilk defa dinleyecek olanlardansanız da hastası olacağınızı garanti ediyorum. Masada da Aldoux Huxley ’in “Cesur Yeni Dünya”sı… Huxley, 1932 ’de yazdı bu romanı ve 500 yıl sonrasını anlatan bir kehanetle… Çok değil yani 2015 ’lerdeyiz (belleğin oyunlarında fani mastürbasyonlara devam). İzninizle pek şükela okur; kitaptan bir alıntıyla bugünün sadedine gelmek isterim. “Kitleleri kırlardan nefret etmeye şartlandırıyoruz, aynı zamanda onları sevmeye şartlandırıyoruz. Tüm doğa sporlarının gelişmiş aletlerle yapılmasını sağlıyoruz. Böylece hem endüstriyel ürünler, hem de ulaşım tüketiyorlar.” YEŞİL AŞKI BİR BAŞKA… Bu melodilerin eşliğinde ve Huxley ’in kafasında nerelere düşüyor gölgen derseniz de: Sırpça ’da ‘beyaz şehir ’ anlamına gelen, Panoniyen Ovası ’nın Balkanlar ile buluştuğu, Sava ve Tuna nehirlerinin birleştiği noktada kurulmuş olan Belgrad ’dayım. “Beyaz şehir” neden denmiştir faslına bilahare geliriz amma benim nazarımda ‘yeşil şehir ’dir hatta ‘yemyeşil şehir ’dir Belgrad. Daha havalimanına inerken, tepegöz misali bakınırken göz ferlerini ferahlatan bir yeşilliğe tanık oluyorum. Öyle aydınlık ve öyle muazzam bir yeşillik alemi ki gördüğüm, insanı afallatan türden! İstanbul gibi betona âşıklatılan bir kentten uzanınca; Belgrad ’ın parkları, sokakları, caddeleri hatta evlerinin bahçelerinden hariç balkon, teras ve pencerelerinde yer alan yeşillik şahanelikleri, itiraf etmeliyim ki beni çok şaşırttı. Evet, yanlış okumadınız pencere kenarlarında ağaç kıvamında devasa saksılar mevcut, hem de Belgrad ’ın o tarihi binalarının duvarlarından fışkıran yeşilliklerinden hariç. Bizim betona aşkımızın aksine burası yeşil hastalığında diyebilirim. Şaşırdığım bir diğer nokta ise Avrupa kentleri içinde, gecesi ve gündüzüyle kendine ayrı bir yer edinen Belgrad sanki hâlâ 90 ’larda kalmış gibi… Bu algılamayı nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama kadraja sığan her karede içinizden; burası bir vakitler bir yerde asılı kalmış diyorsunuz. Savaşın izlerini görmek mümkün ama benim dillendirmeye çalıştığım insanlarından dinledikleri müziklerine, sokaklarından binalarına, devasa yapılarına ve toplu taşıma araçlarına değin 2015 yılıyla hemhallikleri ilginç. Bu bilinçli bir tercih de olabilir yahut bu coğrafyada mevsimler bu yönde rengini veriyor da…(Es notu: Bir de yazmadan edemeyeceğim Belgrad Kalesi ’nin duvarlarına yaslanmış bir tenis kortu vardı, birileri oynuyordu da… ‘İlginç insanlar ’ demiştim, biz parkları talandan mesut olurken ve spor diye futboldan başka kelam bilemezken, birileri tarihin göbeğinin yamacına bizce değişik, onlarca olağan mevzular yerleştiriyor.) (Erken içimden geldi notu yahut bu da var notu niyetine: Beyin loblarını miss ’leten kelamının yanı sıra Belgrad keşfinde, şahaneliklerin kadrajını bizimle / yazıyla paylaşan oyuncu Berkay Akın ’a buradan bir kez daha eyvallah… Fotoğraflarınız sayesinde retinalara fer düştü; miss! Yeni jargonda kadrajınıza sağlık!) BİR KENTİN SOKAKLARINDA KAYBOLMADIKÇA İlk defa gittiğiniz kentlerde de size de öyle oluyor mu bilmiyorum ama ben kaybolmayı seviyorum; bilmediğim insanların ve sokakların kokularının arasında… Belgrad ’da bir günümü kaybolmaya ayırdım misal ve tarihin yansımasını nefesimde hissiyat yaptığım sokaklarında kaybolmanın keyfini sürdüm diyebilirim. Uzak ve soğuk hissiyatının aksine, sıcak renklerde bir kaybolmaydı bu. Mesela burada toplu taşımaları kullanmak yerine, tüm şehri yürüyerek dikize yatabilirsiniz. (Erken içimden geldi notu: Bir kentin sokaklarında kaybolmadıkça ne kendinin ne de o kentin haritasını çıkaramazsın ya işte o minvalde!) Zira her sokakta bambaşka bir seyirlik alanı mevcut… Bu şehirde dikkatinizi cezbedecek bir başka mevzu ise; neredeyse hiç kimsenin toplu taşıma için para ödememesi. Bazılarının hükümeti protesto etmek için ödemediğini öğreniyorum, bazılarının ise ‘belli bir sebebim yok ’ demesi de enteresan (her şeye sebep arayan topraklardan geldiğimden midir bilinmez). Neticede birkaç günlük Belgrad maceramda toplu taşımaya para ödeyen görmedim, hoş yakalanılırsa para cezası oluyormuş ama… Kısaca; Belgrad benim için hem doğası hem de tarihiyle kafa açıcı bir keşif rotası oldu, vizesiz olması ve diğer güzergahlara oranla çok daha ucuz olması da ayrıca mis! Üç günlük dünya, iki lafın belini kırıp da bir fotoğrafa anı olamayacaksak faniliğin ne alemi var ki deyip, akıyorum Belgrad ’dan bana kalıp da yamacıma ilişenleri sizlere sıralamaya… TUNA VE SAVA NEHİRLERİNİN YAMACINDA Kenti iki nehir besliyor, aslında tüm bu yeşilliğin ve toprağın bereketi de sanırım Tuna ve Sava nehirlerinden geliyor. İki milyonu aşan bir nüfusla Belgrad, gece, gündüz bir enerji ve hareket haleti ruhiyesinde. Belgrad ’a o anlatılan meşhur gece hayatının eğlencesinin yanında doğasının sükunetinde dinginleşmek için de gidilebilir. Belgrad, nehir kenarına kurulmuş şehirlerin ortak özelliği olan muazzam bir manzaraya sahip. Şehrin ister eski, ister yeni tarafında yeşillikler içerisinde şükela bir manzara sizi bekliyor. Şehre sonradan kazandırılmış olan parklar da sanki yüzyıllardır oradaymış gibi görüntüsüyle büyüleyici… (Mesela; Tašmajdan Park, Ada Ciganlija, Ada Huja, Kalemegdan Park ve Ada Medjica doğanın nimetlerinin içine dalınabilecek yerlerden.) M.Ö. 3. yüzyılda kurulan Belgrad “Orta Avrupa ’nın Kapısı” olarak tanımlanıyor. Bugünün Belgrad ’ı, 1404 yılından bu yana Sırbistan ’ın başkenti. 1918-2003 yılları arasında ise eski Yugoslavya Cumhuriyeti ’ne başkentlik yapmış. Zengin ve renkli tarihi mirasını bugünlere taşıyan bir başkent. Bu dokuyu şehrin Stari Grad, Savamala, Skadarlija ve Zemun bölgelerini gezerken hissetmek mümkün. Eski binaların sıralandığı sokaklar, kiliseler, katedraller, anıtlar ve çeşmelerin süslediği meydanlar, parklarla iç içe yeşil bir yaşam alanı sunuyor. Daha önce de belirttiğim gibi diğer Avrupa kentlerinin aksine Belgrad ’da her şey çok ucuz. Kafana olarak bilinen yerel restoranlar, Sırp mutfağının lezzetli yemeklerini tadımlayabileceğiniz yerlerden. Et seviyorsanız âlâ, zira kentin tüm restoranlarında en makbulü etli yemekler… Bir zamanlar Çingeneler ’in yaşadığı, şimdilerde bohem bir köşe olan Skadarlija, damak çatlatan türden dedikleri akşam yemekleri için şahane bir rota. ‘BENCE ’ ŞEHRİN EN İYİLERİ NEREDE? Gelelim bu kadar gezi rotasında cana can katacak lezzet duraklarına, ben ortaya karışık bir güzergah çiziyorum siz kafanıza göre toparlarsınız nasılsa! Şehrin popüler mekanlarından, dünya mutfağı seçkisiyle mideleri şenlendirecek Lorenzo & Kakalamba; gündüzleri restoran akşamları restoran/bar harmanı şeklinde hizmet veren, Frida konsepti üzerine dekorasyon yaratarak Latin havasını estirmiş Cantina de Frida; bir İtalyan restoranı olan, pek çoklarına göre ‘şehrin en iyi pizzacısı ’ ünvanını alan Druga Piazza muhakkak ajandanıza eklemeniz gerekenler arasında. Ayrıca tevellüdü Belgrad olan bir arkadaşın tavsiyesi olan, Zemun bölgesinde konuşlanan ve Tuna nehrine bakan şirin restoran Reka ’yı da lezzet duraklarınıza sıkıştırabilirsiniz. Bu kadar yemeğin üzerine kahve iyi giderdi derseniz de; kahveleriyle kahve tutkunlarını mest eden Koffein ’i ziyaret edebilirsiniz. Biraz ‘pub olsaydı, miss olurdu ’ diyorsanız Black Turtle; ‘tatlarıyla algı alemini şereflendirelim ’ diyorsanız kafe/bar konseptiyle ve her damağa uygun kokteylleriyle Blaznavac; şu meşhur cevapcici ve rajika ’dan denemek istiyorum diyenlerdenseniz de Travelling Actor benim en ’lerimden… Tuna ve Sava nehirleri üzerinde yüzen gece kulüplerinden Miners Pub‘da yerel ve uluslararası biraları deneyimleyebilir yahut nehrin favori mekanı Shake ‘n ’ Shake‘e dalıp biraz vücutsal enerjisini stabilleyebilir ya da ‘beni disko keser ’ deseniz de eğlenmek için Hot Mess‘e gidebilirsiniz. Belgrad, özellikle bahar ve yaz ayları boyunca her yaştan insanın, her saatte sokakları şenlendirdiği, enerji limiti gani bir şehir. Belgrad ’ın dört bir yanında birbirinden keyifli, ilginç konseptte barlar, gece kulüpleri yer alıyor. Nehirde yüzen kulüp tekneler ise çok rağbet görüyor. Bu bakımdan da eğlence ve gani kelam her daim yamacınızda şekillenebilir yeter ki siz izin verin Belgrad ’ın size özel sunduğu nimetlere. GÖZLERE İYİ GELECEK; GEZİLECEK YERLER ARASINDA… Turistik yerlerin çoğu Kalemegdan, Knez Mihajlova Caddesi ve Skadarska Cadddesi ’nin arasında kalıyor ve yürüyerek gezilebiliyor. Kalemegdan, yani Türkçe kökenli adından da anlayabileceğiniz üzere Kale Meydan, adı Osmanlı döneminde verilmiş olan ve zamanla adı Sırpçaya daha yakın bir hale getirilmiş, kalenin bulunduğu bölgeye verilen isim. Tarihi Keltler ’e kadar uzanan kaleyi Romalılar genişletmiş ve hâlâ Osmanlı etkileri taşıyor. Yüzyıllar boyunca saldırıya uğramış ve yeniden yapılandırılmış. Öyle ki Kalemegdan 115 kez savaş yaşamış. Bu bölgeden Belgrad ’a tepeden bir bakış atabilirsiniz ya da yüzyıllık ağaçlarının konuşlandığı parkında fani alemi seyri sefa edebilirsiniz. Kalemegdan kapsamında anıt, saat kulesi, kilise ve Askeri Müze ’yi ziyaret edebilirsiniz. Askeri Müze ’de 30 bin eser ve 100 binden fazla fotoğraf sergileniyor. Kalemegdan ’ın güneyindeki eski kent Stari Grad karma bir mimariye sahip. Yapıların çoğu Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti sonrasındaki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminden kalma. Knez Mihailova Caddesi ise pek çok dükkan, pasaj, sanat galerisi ve kafelerle dolu (Beyoğlu İstiklal Caddesi kıvamında), Belgrad ’ın gece-gündüz kalabalık ana yaya caddesi burası. Yugoslavya Başkanı Mareşal Josip Broz Tito anıt mezarı, Cumhuriyet Meydanı ’nda bulunan ve içerisinde Pablo Picasso, Claude Monet, Renoir, Monet, Matisse, Cezanne ve Van Gogh gibi pek çok ismin eseri bulunan Ulusal Müze ya da Yugoslavya Tarihi Müzesi ile Çiçek Bahçesi de görülebilecek yerler arasında. Geçen yüzyılda bohem sanatçı ve entelektüellerin müdavimi oldukları Arnavut kaldırımlı Skadarska Caddesi ise, Balkan tavernaları, lokantaları, sokak müzisyenleri ve sanat galerileri ile ünlü. Yazın açık havada masalarla şenleniyor, müzik ve kabare gösterileri yapılıyor. SOKAKLAR ARASI TREKİNG Dünyanın en büyük Ortodoks kilisesi olduğu söylenen Sveti (Aziz) Sava, Türkler ’in Aziz Sava ’nın kutsal emanetlerini yaktıkları yerde inşa edilmiş. 12. yüzyıl Sırp hükümdarının en küçük oğlu olan Sveti Sava, bağımsız Sırp Ortodoks kilisesinin kurucusu. Kralja Aleksandra Bulvarı ’ndaki Sveti Marko Kilisesi ve arkasında yer alan Bolşevik Ekim Devrimi ’nden kaçıp gelenlerin inşa ettikleri mavi kubbeli Rus Kilisesi yapısıyla devasa. Belgrad ’ın merkezindeki Nikola Paşiç Meydanı ’nda yer alan eski Yugoslavya Meclisi ve bugünkü Sırbistan Ulusal Parlamentosu, savaşlar nedeniyle uzun yıllar sonra tamamlanabilmiş yapılardan. Muhakkak görülmesi gereken yerlerden bir tanesi de Krunska Caddesi ’nde konuşlana Nikola Tesla Müzesi. Nikola Tesla elektrik mühendisliği, alternatif akım, uzun mesafeye yüksek enerji aktarımı, AC motorlar ve radyo haberleşmesi alanlarına katkılarda bulunan bir bilim adamı. Şöyle ki bugünkü mobil haberleşmenin temellerini Nikola Tesla atmış. Müzenin yarısında kişisel yaşamı, diğer yarısında buluşları sergileniyor. Tesla ’nın hayatını okuduğumda bu kadar buluşlara imza atıp, yine de yoksul öldüğünü öğrenince evrenin ve insanoğlunun beklentilerinin bir kez daha çakıştığını anlıyorum. Haybin çelişkiler diyarı! Son kertede ajandaya not düşülesi yerler arasında olan; Sırp geleneksel kültürü ve kıyafetlerinin sergilendiği Etnografya Müzesi, Majke Jevrocime ’de yer alan Tito ’nun otomobili de dahil motosiklet ve arabaların sergilendiği otomobil müzesi, Cumhuriyet Meydanı ’nda bulunan Mihailo Obrenovic atlı heykeli, Ulusal Tiyatro ve Ulusal Müze ’nin olduğu meydanı, 1881 ’de inşa edilen, Sırp krallarının evi iken, bugün belediye binası olan Eski Kraliyet Sarayı (Nikola Pasic Meydanı), Kalemegdan yakınında, 1840 ’ta inşa edilen Belgrad Katedrali ’ni gezebilirsiniz. AJANDAYA NOT DÜŞÜLECEKLER: Ülkenin yerel içkisi Rakija… Genellikle shot şeklinde, çeşitli aromalar ile servis ediyorlar. ‘Ballısı da var ’ deyince şaşırmayın ama sakın küçük ve tatlı olduklarına bakmayın, direkt kafa yapma seansına girişiyorlar, bilesiniz! Olmazsa olmaz yemeği ise; Cevapi nam-ı diğer adıyla Cevapcici… Bizim köftelere benziyor ama burada porsiyonlar büyük ve sunumlar farklı… Kısaca doyuyorsunuz! Tasarım ürünler benlik diyorsanız da Belgradlı Remake ekibinin ellerinden çıkan, hem de uygun fiyatlı şahanelikler bulabileceğiniz Ana Ljubinkovic ’e göz atabilirsiniz. Kısa kısa kısa; nerelere gidelim? Cumhuriyet Meydanı, Kalemegdan Kalesi ve Parkı (Belgrad Kalesi), Aziz Sava Katedrali, Narodni Muzej (Ulusal Müze), Etnografya Müzesi, Nikola Tesla Müzesi, Strahinjića Bana Sokağı (Silicon Valley), Hayvanat Bahçesi ve seyir terası (Tuna nehri manzaralı), Belgrad’ın en zengin plakçısı Leila (alt katı ziyaret etmeyi unutmayın!), Dondurmacı Bacio, hem lokal hem de turistik restoran Tavern (ev yapımı şarabından tatmalı), Belgrad ’ın en iyi sushi mekanı: Moon Sushi Bar, nevi şahsına münhasır kompleksi Supermarket… BU GECELER BİR ŞAHANE DİYENLERE GELSİN! Malum Belgrad gece hayatı renkli… Batı Avrupa ’dan bu gece hayatının ihtişamına gelenler var. Tuna ve Sava nehri üzerinde kurulu, dubalardan oluşan sayısız bar, kulüp var. Gerçek şu ki Sırplar, yeşillikleri, eğlenmeyi, et yemeklerini ve birayı çok seviyor. Jelen, MB gibi yerli biraların yanı sıra iyi şarapları da var… Geleneksel içkisi rakiya (rakija), sadece üzümden değil erik, vişne, kayısı ve armuttan da yapılıyor. Sırp Kahvesi, tıpkı bizim Türk kahvesi gibi sadece bardakları büyük, kupa içinde ikram ediliyor… Belgrad ’da kafeler deyince rotanız; ünlü Strahinjića Bana Caddesi ve Obilicev Venac Caddesi. Özellikle cuma ve cumartesi geceleri Belgrad ’ın gençleri buralara akıyor. Gidilesi mekanlardan bazıları: 180 yıllık Dva Jelena, bar-kulüp tarzında, bohem atmosferiyle dikkat çekiyor. Karadjordjeva Caddesi ’nde yer alan Bar Baltazar; kentin en ünlü diskolarından biri olan büyük bir depo binasında konuşlanan Club Magacin; eğlencenin garanti dedikleri Nemanjina Caddesi ’nde yer alan Mr. Stefan Braun keşfe düşülesi mekanlardan. Geceye hazırlık mekanları: Blaznavac, Berliner, Ok.No, Black Turtle, Three Carrots, Prohibicija Pre Club Bar, Jazz Basta, Cantina de Frida, Caffe Bar Dali. ‘Artık oldum geceye hazırım ’ diyenlere: Tube, Plastic, Peron Savamala, KC Grad, Beton, Wats Beograd, Brankow, Drugstor, Povetarac, Freestyler ya da River. Memleketim mevzularından bir türlü sayfaya düşemediğim gezi yazısını nihayet paylaşıyorum; ben de son kertede umut süründürmeye devam ediyor… Yalan dünya devam modunda şimdilik eyvallah!